Gültekin ÖZTÜRK / 3 MAYIS TÜRKÇÜLER VE KURTULUŞ GÜNÜ

Hatırlanmak için bir tekrardır’

“Türk’üm ve Türkçüyüm!” Bugünkü sözümün özü, başı ve sonu budur.  Bu sözümüzü biraz açalım ki unutanlar hatırlasın ve ibret alsın.

Sene 1940, Dünya savaşı kapımıza dayanmıştır. Devlet bütün dikkatini dış tehlikeye çevirmiştir. Maşa varken ellerini yakmak istemeyen emperyalistler, amaçlarına ulaşmak için yerli işbirlikçileri aracılığıyla Türk devletine hain bir tuzak hazırlamışlardır.

Atatürk’ün ölümünden sonra O’nun kurmaya çalıştığı milli devlete ve Türk Milliyetçiliğine karşı yerli işbirlikçileri vasıtasıyla sinsice yürütülen “halen de devam eden” savaş işte bu zamanda başlatılmıştır.

1940’lı yıllarda Giritli Ahmet Cevat Emre/Pertev Naili Boratav/Sabahattin Ali/Sadrettin Celal Antal gibi Marksistlerin üstü kapalı da olsa komünist faaliyetlerini arttırdıkları ve devlet içinde kadrolaşmaları hızlandırdıkları, hükümetin de bunlara göz yumduğu görülmüştür.

Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Türk Milliyetçilerinden gelen tepkilere kulak tıkamış, 2. Dünya Savaşının şartları gereğidir diye bu kişilerin faaliyetlerine destek vermiş, hatta koruyup kollamıştır.

Hasan Ali Yücel, 1938’den beri sürdürdüğü Milli Eğitim Bakanlığı görevine 1943’de 2. Saraçoğlu Kabinesi ile tekrar atanınca yukarıda sözünü ettiğimiz kişiler onun himayesinde Marksist faaliyetlerini açıkça ve daha organize yürütmeye başlamışlar, Sovyet yanlısı mitingler bile düzenletmişlerdir.

Atatürk’ün kurmaya çalıştığı milli devletin engellenmesi ve dönüştürülmesi için Milli Eğitim Bakanlığı himayesinde yürütülen bu çalışmalara Türkçülerin/Türk Milliyetçilerinin tepkisi ise çok sert olmuştur.

Nihal Atsız, Orkun Dergisinin 1 Mart 1944/15.sayısında “Başvekil Saraçoğlu Şükrü’ye Açık Mektup” diye başlayan yazısında ilk kez kamuoyu önünde açıkça komünist eylemleri Başbakana şikâyet etmiştir.

Orkun Dergisinin 1 Nisan 1944/16.sayısında da “Giritli Ahmet Cevat Emre, Pertev Naili Boratav, Sabahattin Ali, Sadrettin Celal Antal’ın” Marksist çalışmalarını tek tek açıklayarak göz yumduğu için Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’i istifaya davet etmiştir.

Nihal Atsız’ın “Türkçü Başvekil” diye yazdığı mektuplar bütün yurtta yankılanmış ve Türklük ruhu ayaklanarak komünizmi protesto mitinglerinin yapılmasına sebep olmuştur.

Atsız Atamın açtığı bayrak tüm yurttan rüzgâr bulmuş, milli şuur uyanmış ve komünizme karşı savaş açılmıştır.

Bu gelişmeler milli şahlanışın önderi Nihal Atsız’ı Marksistlerin ve Hükümetin baş hedefi haline getirmiştir.

Hasan Ali, Atsız hakkında dava açmış, dergisi kapatılmış ve Boğaziçi Lisesindeki görevine son verilmiştir.

N. Atsız mahkeme için Ankara’ya geldiğinde Türkçüler tarafından coşkulu bir şekilde karşılanmıştır.

Atsız, 26 Nisan 1944’de yapılan ilk duruşmasına, Türk Milliyetçilerinin sevgi gösterileri ile gelmiş ve duruşmada mahkeme heyeti şiddetle protesto edilmiştir. Bu sebeple 3 Mayıs 1944’de yapılan ikinci duruşmaya kimse alınmamıştır.

Mahkemenin bu uygulaması Türkçü gençlerin şiddetli protestolarına sebep olmuştur. Hükümet, göstericilere şiddet uygulamış, çok sayıda öğrenci yaralanmış ve 165 genç tutuklanmıştır.

Bu direniş hareketinin tarihi önemi, Türkiye Cumhuriyetinde görülen ilk sivil direniş hareketi olmasıdır. Nitekim Atsız yıllar sonra “3 Mayıs milli şuurun ayaklanmasıdır” diyerek bu direnişin tarihi önemini ifade etmiştir.

Atsız Atamın başlattığı hareketin ülke çapında büyük destek görmesi iktidarı telaşlandırmış, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü 19 Mayıs1944 törenlerinde Türkçüleri haksız ve mesnetsiz olarak suçlayan talihsiz bir konuşma yapmıştır.

Durumdan vazife çıkaranlar bu konuşma sonrası insafsız bir Türkçü avı başlatmış, Atsız ve çok sayıda Türkçü tutuklanarak ”tabutluk denilen mezar hücrelerine” kapatılmışlardır.(1)

Sorgu sırasında Türk Milliyetçiliğinden başka bir kusuru (!)olmayan bu milli kahramanlarda kalıcı fiziksel arızalara yol açan akıl almaz işkenceler yapılmıştır.

Rahmetli Başbuğumuzun tırnağı çekilmiş, Reha Oğuz Türkkan’ın bir gözü kapanmış, H.Namık Orkun hayatı boyunca süren ızdıraplara maruz kalmış, diğer tutuklulara da benzeri insanlık dışı işkenceler reva görülmüştür.

Hasan Ali Yücel, F.Rıfkı Atay, Nevzat Tandoğan’ın gayretleri, İnönü’nün desteği ile Türk Milliyetçilerine karşı Türk Devleti eliyle akıl almaz bir baskı ve zulüm uygulamıştır.

1944’de başlayan Türkçülük-Turancılık Davasında mahkeme çeşitli makûmiyet kararları vermiştir. Ancak Yargıtay bu kararları bozmuş ve tekrar görülen dava 31 Mart 1947’de beratla sonuçlanmıştır.

Gerçi bu berat kararıyla Cennet mekân Alparslan Türkeş’in çekilen tırnağı, Reha Oğuz Türkan’ın kör edilen gözü geri gelmemiş, çekilen acılar dinmemiştir.Ancak “Türklük Meşalesinin aydınlığında başlayan milli şahlanışın” önünde hiçbir kuvvetin duramayacağı herkes tarafından anlaşılmıştır.

3 Mayıs 1944’de Atsız’ın yaktığı ateşin ışığı yiğit Türkçüler tarafından güçlendirilerek Alparslan Türkeş’in liderliğinde yeniden siyasi iktidara talip olmuştur.

1944’de tutuklanarak Tophane Askeri Cezaevine kapatılan asker Türkçüler, tahliye edildikten sonra 3 Mayıs 1945’de ilk kez “Türkçüler ve Kurtuluş Günü” toplantısı düzenlemişlerdir.

Çekilen acıları sonsuza kadar hatırlamak/hatırlatmak, yapılan zulmü bir kurtuluş görüp 3 Mayıs’ı ilk kez Türkçüler ve Kurtuluş Günü şeklinde kutlayan milli kahramanlarımız şunlardır:

  • Dr. Yüzbaşı Hasan Ferit Cansever
  • Dr. Üsteğmen Fethi Tevetoğlu
  • Piyade Üsteğmen Alpaslan TÜRKEŞ
  • Piyade Üsteğmen Nurullah Barıman
  • Topçu Asteğmen Zeki Özgür Sofuoğlu
  • Ulaştırma Asteğmen Fazıl Hisarcıklı (2)

1944’de Gestapoyu bile şaşırtacak işkence yöntemleri uygulayan bedbaht insan müsveddeleri Türkçülere sadistçe eziyetler yaparak onları inandıkları Türklük Davasından döndüreceklerini zannetmişlerdir. Oysa bu yiğit Türkçüler 3 Mayıs günü işkence gördükleri mekânda toplanarak işkence günlerini bayram gibi anmışlardır.

İşte 3 Mayıs1944 zulmünü anmak için 1945’de yakılan bu meşale sonsuza kadar yolumuzu aydınlatan kutlu ışığımız olmuştur.

Bu milli kahramanlar yaptıkları milli direniş ile Türk’ün vatanı söz konusu olduğunda önlerinde hiçbir kuvvetin duramayacağını, Türkçülere yapılan işkenceleri ve bu zulmü yapan zalimleri sonsuza kadar hatırlayacaklarını, hatırlatacaklarını bütün dünyaya göstermişlerdir.

“3 Mayıs Türkçüler Günü nedir, kimi anıyor veya neyi kutluyorsunuz?” diye soruyorlar.

İşte cevabım;

3 Mayıs, İstanbul Emniyet Müdürü Ahmet Demir, Sıkıyönetim yetkilisi Sabit Noyan, Savcı Kazım Alöç gibi zalim işkencecilerin ve ağababalarının unutturulmayacağını göstermek/sağlamak için düzenlenen toplantımızdır.

3 Mayıs, Türk’e kefen hazırlayanları Protesto ederken dövülen, tutuklanan, işkence görenleri ve onların açtığı yolda yürüyen Türkçüleri yâd etmek, işkence günleri ile yapılan zulümleri hatırlayıp bu milli şahlanışı bir bayram gibi anmak günümüzdür.

“3 Mayıs Türkçüler ve Kurtuluş Günü/Bayramı” 1944’de yapılan şanlı Türkçü direnişi, direnişçilerini hatırlamak ve hatırlatmak için milli seslenişimizdir.

Bu sebepledir ki Başbuğumuz Alparslan Türkeş 3 Mayıs’ı Türkçüleri anma bayramı haline getirmiş ve rahmete kavuşuncaya kadar da özenle kutlamıştır.

1944 Turancılık Davasının yukarıda saydığım altı asker tutuklusu dışında işkence altında yargılanan Cumhuriyet dönemi Türkçülüğünün abide önderlerini saygıyla, şükranla, rahmetle anmak ve gençlerin bu kahramanları ismen bilmelerini sağlamak isterim.

  • 1944 Türkçü direnişin öncüsü Hüseyin Nihal Atsız (12.01.1905/11.01.1975)
  • Zeki Velidi Togan
  • Nejdet Sancar
  • Orhan Şaik Gökay
  • Osman Yüksel Serdengeçti (3)
  • Reha Oğuz Türkan
  • Said Bilgiç
  • H.Namık Orkun
  • Sami Bayrak
  • İsmet Rasin Tümtürk
  • Cihat Savaşter
  • Muzaffer Eriş
  • Fehiman Altan
  • Cabbar Şenel
  • Hikmet Tanyu
  • Hamza Sadi Özbek
  • Mehmet Külahlıoğlu
  • Cemal Oğuz Öcal
  • Yusuf Kadıgil (1944’de lise öğrencisidir)

1944’de Kutlu Milli Ülkü Yolumuzu aydınlatan meşaleyi yakan bu Türk Büyüklerinin aziz hatırası önünde bir kere daha saygıyla eğiliyor, Uçmağa giden bütün kahramanlarımıza Allah’tan(c.c) rahmet diliyorum.

Büyük Milletimin ve Türk Milliyetçisi dava arkadaşlarımın “3 Mayıs Türkçüler ve Kurtuluş Gününü/Bayramını” kutlarım.

Tanrı, Türk’ü Korusun ve Yüceltsin!

 

Gültekin Öztürk/Tarihçi-Yazar


(1)  İstanbul/Sirkeci’de işkence mekânı olmasıyla ünlü Sansaryan Han’da 40 cm genişliğinde 50 cm uzunluğunda(0.5 metrekare) ve 2.5 metre yüksekliğinde beton odalardır. Odanın tavanında 500 watlık üç ampul vardır. Yere oturmak veya çökmek imkânsızdır. Tabutluklar Emniyet Müdürü Ahmet Demir’in Türkçülere hazırlattığı konuk evidirler. Bu odaları kullanmak BM anayasasına göre insanlık suçudur ve zaman aşımı yoktur.

(2)  Nüfus kaydında adı Mustafa Fazıl Hisarcıklı, doğum yeri ise Kayseri’dir. İ.Ü Orman Fakültesi Öğrenci Derneği kurucu başkanıdır. Bu bilgi yeğeni Alim Gerçel tarafından bildirilmiştir.

(3)  DTCF Felsefe 2. sınıf öğrencisi iken “Irkçılık-Turancılık Davası” sanığı olarak hapse girmiştir. Tahliye sonrası okuluna kabul edilmemiş tahsili yarım kalmıştır. Dönemim Milli Eğitim Bakanına “Yüksek mevkilerin alçak vekiline” diye yazı yazabilecek kadar “ser” den geçmiş bir yiğit “Serdengeçti’dir”