Ülkücü Hareket’in Ahlâk Anlayışı

Ülkücü Hareket’in Ahlâk Anlayışı

 Dr. Hayati BİCE

Son genel seçimler öncesinde, MHP Genel Merkez yöneticilerinden bazı önemli isimlerin, toplum nezdinde gayrımeşru sayılan ve cinsel içerikli bir dejenerasyonu yansıtan kasetlerin aktörü olması, ülkücü harekette ciddi sıkıntılara yol açtı. Faili olunan işlerin, ülkücü hareketin ideolojik yaklaşımına temel olan Dokuz Işık’ın Ahlâkçılık kuralına aykırılığı ortada idi. Bu konu, ilk günlerdeki hararetini yitirmiş olsa bile; bugün de, ülkücü camiada sorgulanmağa devam edilmektedir.

 

Bu ve takip edecek birkaç yazım ile ülkücü hareketin ahlâk anlayışı ile bu anlayışın pratikteki yansımalarını tartışmak ve bu önemli konudaki değerlendirmemi ülküdaşlarımla paylaşmak istiyorum.

 

 

Dokuz Işık’ta Ahlâk ve Ahlâkçılık

 

Dokuz Işık’ın 1967 yılında yapılan,  -yayınlayıcısı olarak C.K.M.P. Eminönü İlçesi notunun bulunduğu- baskısının en başında şu not yer alıyordu:

“Dokuz Işık, Alparslan Türkeş’in, gençlik temsilcileri ile yaptığı bir konuşmada, tespit edilen prensiplerini ihtiva etmektedir. Türkeş’in bu prensipleri, yakında genişletilmiş olarak yayınlanacaktır.”

Türk Milliyetçiliği’nin siyasî plandaki adresi olacak olan MHP’nin ideolojik çizgisine temel alınan kitabçığın “Giriş” kısmında ise şu görüşlere yer verilmişti. “Gaye olarak düşündüğümüz şeyi evvelâ belirtmek ve ondan sonra bu gayenin gerçekleşmesini sağlıyacak yollan görüşmek isâbetli olacaktır. Gaye Türk Milletini, insanca usullerle, en kısa yoldan, kendi gücüyle ayakta durabilecek, kuvvetli, müreffeh, mutlu, hak ve şereflerine sahip bir millet hâline getirmek ve modern uygarlığın en ön safına geçirmektir.

İnsanlar nasıl herşeyden önce kendi kendilerine hürmetkâr olmak, kendi benliklerini hürmet duygusu ile hissetmek mecburiyetinde iseler, milletlerin de kendi kendilerine hürmetkâr olmaları, kendi varlıklarına güvenmeleri ve kendi varlıklarına duyulan saygı ve güvenle çalışmaları sâyesinde mutluluğa ermeleri mümkündür.     

Bir insanın, kendine saygısı yoksa, kendini aşağı görürse, kabiliyetsiz hissederse, o insanın büyük iş yapması, içinde bulunduğu çevreye yararlı olması mümkün olamaz. Bir insan bir hendeğe doğru “Ben bu hendeği atlayamam, gücüm yetmez, kabiliyetim yoktur” endişesiyle ümitsiz ve tereddütlü gelirse, o hendeği aşamaz, atlayamaz. Bir insan kendine güvenerek “Ben kuvvetliyim, ben bu hendeği hiç yüksünmeden atlayabilirim” diye korkusuzca gelirse atlar. Zafer, hiçbir zaman mahvolduklarını zannedenler tarafından kazanılamaz. Milletlerin hayatı da böyledir.”

***

Kitabın kapağındaki ve iç düzenindeki sıralamada ilk sırada yer verilen Ahlâkçılık kuralının düzenlemedeki yeri bu kavramlara verilen değeri ortaya koymaktadır. Sadece bir tek  paragraftan oluşan Ahlâkçılık tanımını Dokuz Işık’ın ilk şeklindeki haliyle aynen vermek istiyorum:

“Ahlâkçılık prensibinin önemi üzerinde söz söylenmesine bile herhalde lüzum hissetmezsiniz. Ahlâk herkesin esasıdır. Ahlâkı olmayan bir toplumun hiç bir işi başarılı olamaz ve o toplumda hiç bir şey iyi bir durumda bulunamaz. Fakat Ahlâkçılığın dayandığı bir takım temeller vardır. Bizim Ahlâkçılığımızın dayanacağı temeller şunlardır: Türk ahlâkı Türk geleneklerine, Türk ruhuna, Türk Milleti’nin inançlarına uygun olacaktır. Türk ahlâkı hiçbir zaman, tabiat kanunlarına aykırı olmayacak, tabiat kanunlarıyla da bağdaşan bir takım temellere dayanmış bir ahlâk olacaktır. Ahlâkçılıkta gözeteceğimiz, araştıracağımız şeylerden biri de, Türk ahlâkının Türk milletinin yükselmesi, yaşaması ve korunmasını sağlamaya yarayacak esasları içinde toplaması olacaktır. Yâni Türk milletinin yaşamasına zararlı olacak kaideler Türk Ahlâkçılığının içinde yer alamaz. Demek ki Ahlâkçılık prensibine esas olarak kabul ettiğimiz şeyler Türk milletinin ruhuna uygun olmak, Türk Milleti’nin geleneklerine, âdetlerine ve inançlarına uygun olmak, tabiat kanunlarına uygun olmak ve Türk milletine yararlı olmak esaslarına dayanacaktır.”

Bu paragrafta Türk Milleti’nin inançları kelimesi iki kez geçirilir ve ahlâkın temelleri arasında inanç sözkonusu edilirken İslâm kelimesinin bir kere bile anılmaması dikkatimi çekmiştir. Türk Milleti’nin inançları sözkonusu ise bunun İslâm’dan başka bir şey olamayacağı açıktır.

Dokuz Işık kitabının, daha sonra hep genişletilerek yapılan her yeni baskısında, Ahlâkçılık kuralının biraz daha genişletildiği, son baskısında neredeyse müstakil bir kitap boyutuna ulaştığı bilinir. Ahlâkçılık bölümünün son halinde tamamen İslâm ahlâkına ayrılmış olması, konuya yabancı olmayanların hemen hatırlayacağı bir durumdur. Bu herhâlde İslâm konusunda işin başında sergilenen bir ihmalin kanıtı değildir ve kanaatime göre olsa olsa dönemin katı laikçilik anlayışının siyaset ortamına egemen oluşu ile ilgilidir.

Dokuz Işık kitabçığının ilk halinin sonunda yer verilen Alparslan Türkeş imzalı notta: “Ana prensiplerimizi bu şekilde özetlediğimi zannediyorum. Türk Milleti’ne yararlı olabilmek için bu prensiplerin uygulanmasında Ulu Tanrı’dan bize güç ve imkân vermesini dilerim.” denildiğini de kaydedelim.

 

 

Ahlâkın Kaynağı Ancak Manevî Bir Otorite Olabilir

 

İnsanların ve toplumların bir davranış kalıbını ahlâkî kılan, müteal bir gücü referans olarak almasıdır. Ahlâkî bir davranışı kişilere ve zamana göre değişken olmaktan kurtarmanın tek yolu müteal (=aşkın) bir referans sistemine dayandırmaktır.

İslâm inancına göre bu referansı belirleyecek tek makam ‘İlahî İrade’dir. Bu bakımdan ahlâk kurallarını belirleyip denetimini yapmağa yetkili tek makam Allah’tır ve insanlar ve toplumlar hakkındaki son hükmü de ancak ve ancak Allah verir.

Bu nedenledir ki, İslâm’ın yaygın olarak benimsendiği asırlar boyunca, Türk davranış tarzının ahlâkîliği ilahî referanslara göre, İslâmî ölçülerle belirlenmiştir.

Türklerin İslâm ile yaygın olarak kaynaştığı 10. yüzyıldan sonra yazılıp günümüze intikal eden ilk iki eser olan Kutadgu Bilig ile Atabetu’l-Hakâyık’ın birer ahlâk kitabı olması asla tesadüf değildir.

Kendi inanç sistemini, ilahî kaynak olarak İslâm’a dayandıran, manevî kimliğini İslâm ile tanımlayan Türk milliyetçiliğinin siyasî aksiyonu olan ülkücü hareketin, ahlâkî zeminde İslâm dışı bir referans sistemi kullanması asla söz konusu edilemez. Zaten, bugüne kadar bunu iddia eden aklı başında bir tek kişiye de rastlanmamıştır.

 

“İslâm Ahlâk ve Fazileti” 

 

Ülkücü hareketin siyasî yapılanması olan MHP’nin yaygın olarak kullandığı sloganlardan birisinin “Türklük Şuur ve Gururu, İslâm Ahlâk ve Fazileti” olduğunu biliriz.Bu sloganı, ilk kez ne zaman hangi mitingde,  hangi pankartta, hangi afişte gördüğümü şimdi hatırlamıyorum. Ancak, ülkücü gençliğin düşünce dünyasını yansıtan önemli bir slogan olduğu tartışılamaz.

Ahlâk kelimesi, Arapça, “huy” yani “alışılmış davranış ve âdet” demek olan hulk‘un çoğulu olup “huylar” demektir. Yunan, Hind ve İran kültürleri başta olmak üzere eski ahlâk felsefeleri de temel konuları bakımından İslâm’ın ahlâk anlayışına kısmen benzerlik gösterirler.

“İslâm Ahlâk ve Fazileti” sloganındaki Ahlâk kavramının hayata yansıması Fazilet olmalı idi. Bugünün gençlerinin daha çok “Erdem” olarak anlayabileceği bu kavram, ahlâkın davranış haline gelmiş tarzını ifade eder.

Ahlâk’ın tarifini yapan tüm sözlükler bu soyut kavramın, hangisi söz konusu olursa olsun bir dinî anlayış, bir inanç sistemi ile irtibatlı olduğunu kabul eder. Protestan Ahlâkı diye bir konunun literatürde ne kadar çok işlendiği hatırlanırsa, din ile ahlâk arasındaki ilişki anlaşılacaktır. hattâ bir zamanlar bu ülkede Devrimci Ahlâktan dahi söz edildiğini de hatırlayanlar olacaktır.

Ahlâk, insanın manevi durumu belirleyen özelliklerdir. Ahlâk ilmi ise öğretmeye yönelik düzenlenmiş ahlâk teorisi olup faziletlerin tanımı ve faziletin kazanılması; kötülükler ve onlardan kaçınmak sistematiğidir. Ahlâkî bir kavram olarak takva, Kur’an-ı Kerim’de insanlar arasındaki üstünlüğün tek ölçüsü olarak sunulmakla beraber sorumluluk bilinci, Allah’tan korkmak ve sakınmak, Allah’a karşı saygı karşılıkları ile tamamen ahlâkî bir duruşu ifade eder.

Ahlâkî olgunluğun işareti olan her faziletin tersi olan bir kötülük vardır. İslâm’daki “ideal insan” karakterinin “Allah’ın Ahlâkıyla Ahlâklanmak” hedefi doğrultusunda, kötülükten iyiliğe doğru yeni bir gelişim süreci izlemesi, İslâm ahlâk doktrini olan tasavvufun ana temasıdır. Ancak “Allah’ın Ahlâkı”nı kazanmaya yönelerek, İslam’ı anlama ve yaşama biçimi açısından, kendine göre, bir yöntem belirleyen tasavvuf yollarının maksadı, insanda, mükemmele doğru ilerleyen, tedricî değişiklikler yaparak, ruh olgunluğuna ulaşmak ve sürekli Allah ile beraber olma anlamındaki ihsan bilincini sağlamaktır.

 

 

Allah Rasûlünün Örnek Ahlâkı

 

İslam’da ahlâkın kriterlerini belirleyen Kur’an’dır. Kur’an Ahlâkını en güzel biçimde örneklendiren kişi ise, Hz. Rasûlullah’ın Muhammed Mustafa’dır. “Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” şeklindeki ayet[1] , bunu anlatır. Şuara Sûresinin 137. Ayetinde aynı kelimenin gelenek-âdet anlamında kullanılması da manevî davranış kalıbını ifade eder.[2]

Allah’ın dilediği güzel ahlâka sahip olma yolunda, İslam’ın, Kur’an-ı Kerim’de  “en güzel örnek” olarak gösterdiği Hz. Rasûlullah’ın ahlâkını özümsemek, Ahlâken kendisine benzemeğe çalışmak büyük bir önem taşır. Hz. Rasûlullah’ın ahlâkını anlamak, aynı zamanda Kur’an’ı yani Allah’ın kulları için neleri arzu ettiğini anlamak demektir.

İslam Ahlâkı’nın en güzel örneği Hz. Muhammed ise, Muhammedî ahlâkın benimsenerek her müslümanın hayatına yansıtılmağa çalışılması gerekir.

Hz. Aişe’ye “Rasûlullah’ın ahlâkı nasıldı?” diye sorulduğunda, verdiği “O’nun Ahlâkı Kur’an’dan ibaretti” cevabı bu noktada çok önemlidir.

Bir hadiste de ahlâkın önemi şöyle vurgulanmıştır: “Kıyamet günü, mü’minin mizanında güzel ahlaktan daha ağır basan bir şey yoktur.” [3]

O halde inanç sistemi olarak İslâm’ı kabul etmiş olan her ülkücü de kendi ahlâkını Hz. Muhammed’in Kur’an-ı Kerim’de övülen ahlâkına benzetme gayretinde olmalıdır; olmalıydı. Eğer ülkücüler arasında bir ahlâkî çözülme ve bunun en iğrenç şekillerde kamuoyuna yansıtılması sözkonusu ise, fertlerin şahsî hataları, kendilerinin ötesinde, büyük bir camiaya mal edilebiliyorsa ülkücü harekete mensubiyeti olan ve temsil makamındaki kişilerin çok daha dikkatli olmaları şarttır. O halde, bu konudaki ilk yazımı örnek alınması gereken Muhammedî Ahlâk özelliklerini vererek bitireyim.

 

 

Hz. Rasûlullah’ın Ahlâkî Özellikleri: Muhammedî Ahlâk

 

Birçok siyer kitabı Hz. Muhammed’in güzel ahlâkına geniş yer vermiştir. Bu kitabların hemen hepsinin mutabık olduğu şu özellikler güzel karakterini sergiler:

Boş söz söylemezdi. Her sözü, hikmet ve nasihat idi. Herkesin aklına ve zekâ derecesine, algılamasına göre anlayabileceği sözleri söylerdi; sohbetine doyulmazdı. Kalbinde incelik vardı. Huzuruna gelen kötülere bile şefkat göstermiş, hiç birisini huzurundan kovmamış, merhametle elini uzatarak kötülüğünü düzeltmeye çalışmıştır. Kimseye kötü, ağır söz söylemez, hiçbir kimseye kötü muamele etmezdi. Derdini anlatmak için kendisine gelen kim olursa olsun sözünü kesmez, sonuna kadar dinlerdi.

Yumuşak huylu, mütevazı, güleryüzlü idi. İnsanlara güzellik ve merhametle muamele ederdi. Kendisine yapılan şakaları anlayışla karşılardı. Kendisine özel ciddiyet ve sorumluluğunun gerektirdiği heybet ve vakara sahip olmakla beraber, ashabıyla arasına hiçbir duvar örmemişti.

   Gülmesi tebessümden ibaretti. Fazilet sahiplerine saygı gösterirdi. Akrabasına ikram etse de onları dinen kendilerinden üstün olanlardan önde tutmazdı. Emrindekileri hoş tutar, kendi ne yer ve giyerse, benzerlerini yedirir ve giydirirdi. Fakir, zengin ayırt etmeden, kim davet ederse etsin icabet ederdi. Her yaptığı işi özenle yapardı.

Cömert, eliaçık, şefkatli, yiğit, sözüne sadık ve bu şekilde her türlü övgüye layıktı. Bütün hareketleri mutedildi. İnsanların yıkık kalplerini yapmaya, hatırlarını hoş etmeye düşkündü; üzgünleri teselli etme fırsatını gözler, onları incitmekten sakınırdı.  Öfkelenmekten mümkün olduğunca kaçınır, şayet öfkelenirse kendi kendisini sakinleştirmeye çalışır; öfke ile anî bir harekette bulunmaktan sakınırdı. Gazap anında ayakta ise oturur, oturuyorsa yan tarafına yatardı. Hiç bir kimse hakkında kötülük düşünmemiştir.

Bir hayâ örneği idi. Bekârlığından itibaren insanlar içinde en fazla hayâ sahibi olması ile tanındı.

Ve işte bu nedenledir ki, Hz. Rasûlullah Muhammed Mustafa, Kur’an-ı Kerim’de “yüce bir ahlâk sahibi” olarak övülmeyi hak etmiştir.

 

Tarih boyunca Hilye-i Şerif olarak bilinen tablolarda Hz. Muhammed’in fizikî özellikleri yanında, seçkin ahlâkî niteliklerinin de sıralanmış olması, bu konudaki hassasiyetin müslümanlar tarafından tarih boyunca nasıl özenle korunduğunun bir kanıtıdır.[4]

Bu hilyelerde en çok tekrarlanan metnin, Muhammedî ahlâka dair satırlarını verelim:

“O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak huylusu ve en arkadaş canlısı idi. Kendilerini ansızın görenler, O’nun heybeti karşısında sarsıntı geçirirler; fakat üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, onu her şeyden çok severlerdi. O’nun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse: ‘Ben, gerek O’ndan ve gerekse O’ndan sonra, Rasûlullah gibi birisini görmedim’ demek suretiyle O’nu tanıtmak hususundaki aczini ve yetersizliğini itiraf ederdi. Allah’ın salat ve selamı O’nun üzerine olsun.”

 

***

 

Ülkücülerin Ahlâk Düzeyi Ne Durumda?

 

Daha yola çıkarken dayandığı temellerden birisini Ahlâkçılık olarak belirlediği için ülkücü hareket mensubları, ahlâk konusunda herkesten daha duyarlı olmalıdır.

Olması gereken bu iken, ülkücü olduğu iddiasındaki bazı kişilerde gözlenen ve toplumun ahlâkî kabullerine ters düşen davranışların kökenini ve bu hastalığın tedavisi için yapılması gerekenleri sonraki yazımda ele alacağım.

_____________________________________________________

İletişim: http://www.hayatibice.net

[1] Kur’ân-ı Kerim, Kalem, 68. Sûre, 4. Ayet: “Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.”

[2] Kur’ân-ı Kerim, 26. Şuara Sûresi, 137. Ayet: “Bu, öncekilerin geleneğinden başka bir şey değildir.

[3] “Kıyamet günü, mü’minin mizanında güzel ahlaktan daha ağır basan bir şey yoktur.” Kütüb-i Sitte; Tirmizi, Birr 62; Ebu Davud, Edeb 8.

[4] Hilye-i Şerif: Hz. Rasûlullah’ın özelliklerini tarif eden ve tablo halinde, belirli bir formda hazırlanarak tezyin edilen hat levhalarının genel ismidir. Ayrıntılı bilgi ve hilye örnekleri için bkz. Prof. Dr. M. Uğur Derman, Hat Sanatında Hilye-i Şerifler,

http://www.sonpeygamber.info/hat-sanatinda-hilye-i-serifler